-
Ufaktan ufaktan kendimle konuşmaya başlamıştım. Topladım kendimi. Arsızdım, darmadağınıktım. “Sorun değil.” dedim, çünkü toparlanmak için dağınık olmalıydım. Birkaç adım ötede, bir bankta oturmuş şimdi, biraz iç çekmiş; “Bu karanlıkta sigara çıkarıp yakmasam da olur.” demiştim. Raconu anlamamış çocuklar aşkımı tek kadehte içmişler, ben de öylece ulu orta kalıvermiştim. Bu ulu orta kalıvermişlik, çocukluğumdan bana kalan
-
📚 Okuduklarım Annemin Son Dört Günü Bu kitabı alalı bir kaç seneyi geçmişti, daha önce okumuştum da. “Ayrıkotu”nda gezerken kitabın yazarı Yasemin Seven Erangin’in söyleyişine denk geldim. Bir dedim “ben tanıyorum gibi” sonra baktım “tabi tanıyorum.” Şöyle demiş kendileri bu kitap hakkında “O kitap benim kusma kitabımdı” ”Elzem” dedim, “Okumam, elzem, böyle kusmaya ihtiyacım varken.”
-

Öykü yazarım, bal satarım.Sen oradan baktın; helva, tahin satarım.Dost satmam ama mekân seçer, içer, kaçarım.Kızar, küserim; küser, barışırım.Sonra giderim, yarın gelirim.Kızgın kalmam; ama gider, başka dudakları öperim.Öbür gün hayıflanır, şımarır, döner dolaşır yine öykü yazarım.Sonra sana atar, okuturum.“Neyle süslesem bu yolu? Gönlünde yoksa ateşi, zerre tesiri olmaz.” der, bir de başlık atarım. Nasıl Severim? “Nasıl
-

Saat geç olmuş, araba ışıklarda beklemeden basmış gaza. Bir an düştü aklıma, sahi ben cüzdanı nereye bırakmıştım. Geldi genç bir çocuk, masaya dikeldi. Herkes bir şeyler söyledi. Sıra bana gelince biri seslendi: “O da yer kokoreç.” Koydum kafayı yine cam masaya. Söylene söylene“Nerede benim cüzdan?” Sabah oldu, uyandım, koltukta. Açtım içimi, baktım yine aynı hikâye.
-

Orta boylu, yapılı, saçları kestane tonlarında ablamız çayı masaya bırakıyor ve başka bir isteğim olup olmadığını soruyor. Nazik bir teşekkürün ardından, tüm gece yağmurun döküldüğü, şimdi sadece kara bulutlara esir havanın tadını çıkartmak için bir sigara yakıyorum. Hiç kuşkusuz bulunduğum yer; Dolmabahçe Sarayı’nın kendi ihtişamından uzak kafeteryasından bahsediyorum, bugün oldukça sakin. Sigaram bitene kadar, martıların
-

O gecenin sabahı, bir şeylerin tersliğinin farkındaydım, dedim ki kendime, ev bana biraz dar. İndim, merdivenlerde bir sendeledim. Kapıyı çektim, gür sesiyle beni vedâladı; yağmur biraz daha arttı. Dalaman’a Gidiyorum. Konuşmalıydım, kendim hariciyle. Şimdi durağa yakın bir yerde sigaramı bitirmek üzereyim. Dedim “Dalaman’a bırakır mısın beni?” Baktı, ben de baktım. Ben de öyle, tek lokmalık
-

Gece, şehrin sokaklarına sessizliği hükmettiğinde, karanlık bir köşede hiç ses çıkarmadan oturdum. Gözlerim boşluğa dalmış, içimdeki fırtınaları bastırmanın gayesiyle yalnızca, orada bekliyordum. Bu beklemenin bir hikayesi var aslında. Ben uzun süredir bekliyordum. Şuan oturduğum yerde beklediğimden bahsetmiyorum, ancak bu beklemenin de o beklemekten farksız olduğunu kendime hatırlatıyordum sık sık. Kendime her yeni yaşın ardından hatırlattıklarım
-

Antalya’dan yola çıkalı bir yarım saati geçmişti, arabanın içindeki sessizliği yer yer bozmak için bir şeyler anlatıyordu bunak. Benim kafamın içinde dönenler, keder, endişe, belirsizlikler, çaresizlik. Ne yapmalıydı insanoğlu böyle anlarda, sayısız badireyi atlatıp vardığın noktada, bu kadar çaresiz nasıl kalabiliyordu insan. Sadece elimle, tam olarak hissetmediği bacaklarına ellerimi koyup, gülümsemeye çalışmak dışında başka bir
-

Az bir sigara yaktım tabii. Sendeledi vücut.Sabahleyin, suratı eğdirecek bir soğuklukla uyanmıştım yine. Aynı kanepenin ön ucunda, gözlerim kanlanmış. Tanırım, kaç yıldır bendeler, benimleler. Tabii düştük çorbaya, kalktık şelaleden. Her sabah evladı işe geç kalmasın diye sabah ezanında uyanan annelerden, güneş doğmadan işçi götüren dolmuşlardan, eve girmeye daha yeni mecali olmuş işten dönen ev direklerinden.
-

26 Temmuz 1953, Moncado Kışlası’nda ölenlerdenim.Bana doğru yürüyorsun. Bugün çok farklısın.Dün daha da farklıydın.Sonra daha da farklı olabilirsin.Yorulmaz mısın? 1 Ocak 1959, Batista, Dominik Cumhuriyet’ine kaçıyor.Zaferin adıyım.Gülümsüyorsun. Sanki sevecek gibisin beni?Bugün benim için, beni sever misin? 1 Eylül 1939, kana bulanmış denizim ben.Dünya’nın ikinci büyük savaşındayım.Siperin altında ağlayan erkeğim. Bugün benim için gülümser misin? Dünya’nın barışa